14 Ağustos 2011 Pazar

istersem yapabiliyor(muş)um.

olabildiğince geç kalkıp, sonra "yok ya aslında o kadar da geç değilmiş..." diyerek tekrar yatağa girmek isterdim bugün ama olmadı ne yazık ki. saat 09:30 civarında gözüm açıldı ve sonra tekrar uykuya dalamadım. lanet!

bu da bir çeşit volfied işte
güne erken başlayınca da bir sürü vaktim oldu tabi. o kadar çok şey yaptım ki, sonrasında saate baktığımda daha günün yarısının bitmediğini görünce çok şaşırdım. olan biten tüm şeylerin içinde sanırım bu erken kalkış en çok devam etmekte olduğum puzzle'a yaradı.

3,5,10 parça derken bayağa bir parça yerleştirdiğimi farkettim. sonra da beynim yayık ayranı kıvamına geldi, uğraşmayı bıraktım. sağa sola saçılmış parçaları da yerlerine koyabilirsem eğer, işim biraz daha kolaylaşacak. parçalar çok dağınık gibi gözküyor ama aslında bu dağınıklıkta bir düzen var (gerçekten!).

kim nederse desin bugünkü ilerlemem beni tatmin etti. kendimle gurur duyuyorum.

24 Temmuz 2011 Pazar

when puzzle stands still.

şimdi "dışarısı sıcaktan kavrulurken, buz gibi bir bira eşliğinde puzzle yapmak kadar güzel bir şey daha yoktur sanırım" dersem büyük ihtimalle tek kaşını kaldırıp "s*ktir lan ordan, yavşak" dersin bana. ki sanırım böyle bir durumda haklı da sayılabilirsin. açıkcası cayır cayır yanarken evde, oturup puzzle yapmak en son istediğim şey galiba. ama lanet olsun ki salonun ortasında bitmeden bana baktıkça o, ruhum ağırlaşıyor. orada öyle yarım yamalak durdukça o, ne okuduğum kitaptan bir şey anlayabiliyorum ne de oynadığım oyundan.

yarım bir puzzle'a asla uzun bir süre ara verme. kabus gibi çöreklenir hayatına.



bitmelisin, ama nasıl? acele etmeden tabii ki.
yavaş, yavaş. ama emin ol ki, bir gün mutlaka biteceksin.

5 Haziran 2011 Pazar

Yoktan var etmek.

Bir puzzle'da en nefret ettiğim şey kesinlikle kenarları yapmak. Daha ortada hiç bir şey yokken, sadece iki bağlantı üzerinden yol almak gerekiyor ve inanın bana bu o kadar da kolay bir şey değil.

"Hah tamam oldu bu" dediğim parçaları aslında alakasız yerlere koymuş olduğumu, tam da çerçevenin tamamlanmasına yakın bir anda, olay işin içinden çıkılmaz bir hale geldiğinde anlıyorum ya, işte çok pis oluyor o zaman. Sınavın bitmesine beş dakika kala cevaba bakıp bu işte bir ibnelik var şüphesine düşmek gibi... Biliyorsun ki bir yerlerde sağlam bir sıçış var, ama nerede olduğunu da kestiremiyorsun. Çünkü sadece iki parçanın bir birine olan uyumundan başka sana yol gösterecek hiç bir şey yok. Olaya üçüncü bir parça girmeden ne yazık ki kenar kısmında hiç bir parçanın yerini (çok belli değilse) garantileyemiyorsun.

Bazen paranoyak şekilde parçaları ışığa tutup aralarından ışık sızıyor mu diye baktığım da oluyor.

Anlayacağın saf sıkıntı...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Framework

Şu ana kadar çerçevelettiğim puzzle’lar arasında en güzeli bu oldu sanırım. Puzzle çerçeveletmenin puzzle yapmak kadar ayrı bir zahmeti var bana göre. Öncelikle puzzle’ı taşıyabilecek uygun bir çanta bulmalısın, yoksa yolda en ufak bir kazada darmadağın olabilir 2 ay boyunca uğraştığın şey. 1000’lik puzzle’lar için (genelde 70*50 oluyorlar), en küçük boy resim çantası son derece işlevsel oluyor. Puzzle’ı yapıştırıp, arkadan da bantladıktan sonra, en büyük boy çöp poşetine de koyup, çantasına yerleştirdin mi gönül rahatlığı ile yola çıkabilirsin. O kadar yol gidip, çerçeve yapılacak yere geldiğin zaman (ki bu benim için genelde Koçtaş oluyor), puzzle’a uygun bir çerçevenin olmadığını gördüğünde o puzzle’ı çerçeve reyon görevlisinin kafasına geçirmemek için zor tutuyorsun kendini. O yüzden puzzle’ı götürmeden önce önden bir keşif gezisi yapıp, uygun çerçevenin olup olmadığını öğrenmek, mümkünse de rezerve etmekte yarar var.

A New Hope
Bu sefer işler oldukça yolunda gitti. Puzzle için son derece uyumlu bir çerçeve buldum. Aslında çerçeveyi bizzat ben seçmedim, Gebze Center Koçtaş’ta görevli olan Cem, çerçeveler içinde kararsız kaldığımı görünce hemen yardıma koşarak uygun birkaç tane çerçeve önerdi. Bu esnada kendisi ile de ayaküstü sohbet etmiş olduk. Biz Cem ile muhabbete dalmışken bu esnada çerçeveleri yapan Mehmet de mekâna geldi. Çerçeve işini Koçtaş bizzat yapmayıp 3. partilere taşeron olarak yaptırıyormuş. Bu yüzden Mehmet genelde öğleden önce, saat 11’ e doğru dükkâna geliyormuş. Böylece bu bilgiyi de öğrenmiş oldum. Çerçeve için Koçtaş’a sabahın köründe gitmenin bir yararı yok yani. Puzzle’ı Cem ve Mehmet’e emanet ettikten sonra bir, bir buçuk saat kadar alışveriş merkezinde oyalandım. Sonra Cem telefon etti ve işin bittiğini, puzzle’ı alabileceğimi söyledi. Çerçeveyi aldım ve eve doğru yola koyuldum.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

One finished, two to go!

“Sonunda bitti!” diyeceğim ama zaten yaklaşık bir ay kadar önce bitmişti A New Hope film afişinin posteri. Evdeki yapıştırıcı, 7 ay beklemeye dayanamayıp yalan olduğu için yeni bir yapıştırıcı ile biten puzzle’ı koruma altına aldım. Puzzle yapmanın en keyifli anı kesinlikle bitmiş bir puzzle’ın üzerine yapıştırıcının uygulandığı an bence. Yapıştırıcıyı puzzle üzerine yayıp, bir fincan kahve eşliğinde kurumasını beklemek, puzzle yapılırken yıpranan tüm sinirleri tekrar onarıyor.


Bitmiş puzzle’ın işi tabi puzzle fix ile sona ermiyor. Parçaların kendi aralarında yapıştıklarına emin olduktan sonra, çerçeveletmeye götürürken ya da çerçeveci kendi işini yaparken (ki bu ayrı bir yazının konusu olacak) bir kazaya kurban gitmemek için, ön yüzüne yapıştırıcı uyguladığınız puzzle’ı kuruyunca dikkatlice tersyüz edip, arkasından koli bandı ile de şerit şerit yapıştırmakta fayda var. Koli bandı ile de arkadan desteklenen puzzle, artık benim diyen fırtınaya bile dayanır hale geliyor. “Amma abarttın, altı üstü bir çerçeveciye götüreceğiz be adam!” diyebilirsiniz ama benim gibi çerçeveci ile eviniz arasında dünyalar varsa, bu söylediklerimi mutlaka dikkate alın derim :).

Şimdi The Empire Strikes Back ile yoluma devam ediyorum. Parçaları dizmeye başladım bile :).


13 Nisan 2011 Çarşamba

parça buldum sevinci

Saç baş yolduran bir puzzle parçasını bulmanın verdiği keyif ve sevinci çok az şey verebilir bu dünyada bir insana. Hele ki bu parçayı çok alakasız zamanlarda "cuk" diye yerine yerleştirirsen ilk cümlede bahsi geçen keyif on misli olur. Alakasız zamanlardan kastım, diş fırçalarken ya da telefonla konuşurken olduğu gibi  puzzle'a yoğunlaşmadığın sadece kenarından köşesinden geçerken "dur la şu parça da şuraya olur mu acaba?" dediğin anlar. İşte o anlarda kayıp bir kısmın parçasını buluyorsan, 90+3'de gol atmış gibi seviniyorsun. Sonra gelsin keyif çayı, kahvesi... o kadar tatmin oluyor ki insan zannedersin ki Excalibur'u kayadan çıkardın. :)

Sırf bu duyguyu tatmak için bile puzzle yapmak lazım bu hayatta. :)

10 Nisan 2011 Pazar

sorun bende değil, sorun yasaklarda

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba!

Bu kadar uzun bir ara vermek zorunda kalmak, yazma eylemi açısından hoş bir şey değil. Ama şunu söylemem gerekir ki bu sefer suç bende değil. Suç interneti yasaklar ülkesine döndüren sistemin kendisinde. Pire için yorgan yakmaktan sakınmayan düşüncedeki insanlar, tüm blogger alemine yasak koyunca ben de uzun bir süreden beri hesabıma giremedim. 
Ama şimdi DNS ayarlarını değiştirmemle beraber tekrar karşınızdayım! :) Yasak halen devam ediyor, o ayrı...

Şimdi haklı olarak soracaksınız, bu kadar uzun sürenin ardından A New Hope film afişinin puzzle'ını bitirebildim mi? Hayır ne yazık ki bitiremedim. Ama epeyce bir yol kattettim :) Son bir kaç haftadan beri oldukça yoğun olmam nedeni ile sadece haftasonları, o da pazar günleri, vakit ayırıp başına oturabildim. Sonuçta geldiğim noktayı aşağıda görebiliyorsunuz. Arka planda yer alan Darth Vader'ı en sona bırakmak akıl sağlığı açısından en iyisiydi.

Umut ediyorum ki önümüzdeki bir kaç hafta sürecinde bu puzzle'ı bitirmiş olacağım.

Güç hepimizle olsun! :)

p.s: 19 haziran iron maiden!

gelinen nokta umut vadediyor